Şehirlerin kurtuluş bayramlarıyla ilgili etkinlikler gündeme gelince düşüncelerimizi iki noktada yoğunlaştıralım. Birincisi, nice yokluk ve imkânsızlık içinde canlar feda edilerek memleket esaretten kurtarılmıştır. Şehitleri binlerce fatihalarla, gazileri minnetle anmak hepimize vazife değil midir?
Ne olmuştur da, bir şehir ve hatta bir ülke kurtarılacak vaziyetlere düşmüş, esaretten yaralanmıştır. Bu tarihi mukadderatı hazırlayan sosyal, ekonomik ve tarihi gerekçeler nelerdir? Bunların hangileri kaçınılmazdır; hangileri idari hata ve dirayetsizlikten başımıza gelmiştir?
Kurtuluş günlerimizde bunu da düşünmekten geri durmamalıyız. Hem şanlı zaferlerin coşkusunu, hem de hezimetlerden alınması gerekli ibret derslerini genç nesillere iyi anlatmalıyız. Bu günleri birer ''mili tarih muhasebesi'' fırsatı olarak kabul etmeliyiz.
Şanlı zaferlerimizin mimarı sembol şahsiyetlerimizi genç nesillere anlatıp tanıtmak anne babaların ve idari kadroların birinci vazifesi olmalıdır. Popüler kültür virüsünün ağır tahribatıyla genç nesillerin körpe beyinleri felç olmuş vaziyettedir. Yavrularımızı birer zamane ........ haline getiren bu vurdumduymazlığa, bu korumasızlığa, bu dirayetsizliğe ne kadar tepki verirsek bir o kadar yeridir.
Demek ki, kurtuluş bayramlarında insanının iki temel görevi var:
·Kurtuluş coşkusunu doya doya yaşamak,
·Neden kurtarılacak hale gelindiğinin muhasebesini yapmak.
Bütün şehirlerin kurtuluş günleri elbette çok önemli. Ancak Erzurum’un kurtarılışının bu genel önemi aşan bir yanı var. Eğer Erzurum, Milli Mücadelenin başlangıcında işgal altında olsa idi, burada bir kongrenin toplanması mümkün olamayacaktı. Belki Atatürk Erzurum’da olduğu gibi kendini lider tayin edecek bir organizasyon imkânını bulamayacaktı. Yani seçimle geldiği ilk görevi yerine getirme imkânına kavuşamayacak, askerlik görevinden de azledildiği için orduyu ve milleti harekete geçirecek bir pozisyonu belki de yakalayamayacaktı. Doğu’da asayişi sağlayıp arkayı emniyete almadan, Anadolu’da yeni bir ordu teşekkülü mümkün olamayacaktı.
Erzurum Kongresine zemin hazırlayan tarihi olay, Erzurum’un 12 Martta Kurtarılmış olmasıdır. Burada Kazım Karabekir Paşanın düzenli bir orduya komuta etmesi, Gaziye “ben ve kolordum emrinizdeyiz” diyebilecek pozisyonda bulunuşu milli mücadelemizin en kritik merhalesini teşkil eder. İşte bu yönüyle 12 Mart’ın , ülkemizin topyekûn kurtuluşu ile doğrudan bir bağı vardır.
Erzurum,bu cumhuriyetin ana rahmine düştüğü kutlu diyarın adıdır. Bu nedenle hem Kurtuluş bayramımızın ve hem de Kongre yıldönümlerimizin Türkiye çapında düzenlenecek şenliklerle kutlanması lazımdır. Bu görev öncelikle Cumhuriyet Kurumlarına düşüyor. Sonra da Türkiye’nin dört bir bucağındaki dadaşlara…
Bir minik sitem oku da hemşerilerimize fırlatsak, fazla incinirler mi acaba?
Hayır, bir önemli bilim adamının dediği keskinlikte “folklor geri kalmış toplumların tek eğlence aracıdır” demiyorum. Çünkü folklor değerlerimizi çok seviyorum ve yeri geldiğinde yararlanılmasından yanayım. Davul sesi duydukça ben de “ can can can “ diyorum… Ama gür seslerle haykırmamız gereken hakikatler davulcu yellenmelerine kurban gitmesin istiyorum. Biraz daha tefekkür diyorum. Çıtanın baş hizasından aşağılara düşmemesine dikkat çekiyorum.
Erzurum’a eninde sonunda ''KURUCU ŞEHİR'' olmasının ayrıcalığı hissettirilecektir. Bunu sağlamak biraz da bizim elimizde. Dünyanın neresinde yaşıyorsak yaşayalım, söz konusu ERZURUM olduğunda kenetlenilmeli; Her nerede yaşıyorlarsa yaşasınlar bütün hemşerilerimiz kendi illerindeki etkinliklere lütfen ilgi göstersinler. Hatta çoluk çocuklarını da alıp şenliklere götürsünler. Evlatlarına kurtuluşun ehemmiyetini üşenmeden anlatsınlar.
Genç nesillerin beyinlerine“MİLLİ TARİHİMİZİ” nakşetmezsek ,“kahramanlarımızı model şahsiyetler olarak sunmazsak “, “ MİLLİ BİLİNCİ “ ayakta tutmamız mümkün müdür
Tüm hemşehirerimizin kurtuluş gününü kutlar saygılar sunarız